İşte tam o yerdeyiz.
Bitiyor bak, sonuna geldik.
Nefes alamıyorum.
İçimden gelen tek şey uyumak. Beni evime getirir misin bir an önce? Uyumak istiyorum. Bari son kez gel benimle. Başımı koyayım yastığa, öyle bir dalayım ki uykuya, ömür boyu kalkmayayım bir daha. Bunu istiyorum evet. Sensizliği uyku kapatır belki, olamaz mı?
Ağlıyorum. Tıpkı gidişin gibi engel olamadığım yaşlarım var benim. Akıyorlar öyle, rimelim karışıyor bazen. Simsiyah oldu yüzüm bak, ya da bakma. Bilirsin unutma sorunum var benim. Unutamıyorum böyle hayatıma işleyen adamları. Ellerini hep tutmak istediğim, yanında zamanın nasıl geçtiğini bilmediğim adamları.
Biliyor musun ama, en çokta onlar üzüyor beni. Senin gibiler.
Güvendiğim adamlar.
Yanında rahat rahat saçmaladığım adamlar, kendimi kasmadığım adamlar, yanında neysem o olduğum adamlar. Adamlar mı? Ne diyorum ben. Yine saçmaladım bak. Tek bir adam üzüyor sanırım beni, gerisi hikaye. Daha önce hiç böyle üzülmedim ben. Etkilemedi kimsenin gidişi bu kadar. Yıkmadı beni. Acıtmadı. Darmadağın oldum ben. Susuyorsun..
Çünkü ben senin kurtarmaya uğraşacağın o müthiş kadın değilim.
Çünkü ben seni seviyorum.
Çünkü ben sana değer veriyorum.
Çünkü ben inandım.
Çünkü ben güvendim.
Çünkü ben seni aldatmadım.
Çünkü ben sana aşık oldum.

Çok şey istemiyorum aslında. Sadece yanımda olmanı istiyorum. Bütün günü birlikte geçirelim, seni daha çok sevmek istiyorum. Kahkahanın dibine vuralım istiyorum. Kahkahalarımızı fotoğraflarla ölümsüzleştirmek istiyorum. Bizi hep gülerken hatırlamak istiyorum sadece.

Birlikte uyumalıyız mesela. Sadece sana sarılıp kokunu içime çekmek ve seni sevdiğimi kulağına fısıldamak istiyorum.. Dertlerimizi kuytu köşelere hapsetmek, birlikte yeşerttiğimiz umutları özgür kılmak istiyorum.

Huzuru hayatımızdan eksik hissetmeyelim istiyorum. Ağlamak için bir omuza ihtiyacın olduğunda yanında olmak istiyorum. Belki bu sayede taşıdığın yaraların acısını hissetmezsin.

Keşkelerimizi rafa kaldıralım. Sahip olduklarımızın bizi ne kadar mutlu ettiğini düşünelim istiyorum. Geçmişe bir çentik atıp geleceğe birlikte kucak açmalıyız. Kaybettiklerimizin bir önemi yok. Önemli olan kazandıklarımızdı hatırlasana.

Önceden yaşadığın acılara merhem olup, onları tek tek sevgimle pansuman yapmak istiyorum. Sevgim acılarını iyileştirmeye yeter belki.. Acıların kalbini paslı hale getirmiş. Gülüşümle bunu düzeltebilirdim mesela.

Beni mutlu etmek çok kolay esasında. Dudağından bir sevgi sözcüğü döksen yeter. Çok şey istemiyorum aslında. Sadece yanımda olmanı istiyorum. Sevginle bana, hayatıma anlam katmanı istiyorum. Hepsi bu..

Nerdesin? Nerde olduğunu bilsem,sana bir tutkuyu kanıtlardım gözlerine bakarak.
Yanımda yeniden olacağını bilsem,eskisi gibi davranmazdım sana,hiç bir zaman.
Hatam olursa,affettirirdim.
Beni sevmesen bile,sevdirirdim ben kendimi sana.
Ve o gün ayrılmazdık.
O gününün zor olduğu arkadaşlarıma anlatmak zorunda kalmazdım.
Boğuşmazdım yarattığın boşluk dolduran özleminle,ayrılmasaydık.
İçkiden değil bu şeffaflık,yaşlar var kirpiklerimde,bulanık tüm gördüklerim.
O yüzden,seni son bir kez daha görebilsem,ağlamazdım.
Bana aşkı öğretirken acıdan hiç bahsetmemiştin.
Gecenin kör karanlığında yalnızlığımsın sen.
Gözünden yaşlar aksın istemedim benim yüzümden.
Kalbime bir faça daha attım,seninle yaşamak için.
Böyle olmayacak,ne sen beni sev,ne de ben seni…

Yürüyordu.kalbinin atmadığını hissettiğinde olduğu gibi yürüyordu.Etrafında uçuşan martılar ve yanından geçen çocuklarla birlikte.Martıların ağzında bir parça simit,yüzlerindeki mutluluğun verdiği bir tebessümün olduğunu görüyordu.Umutsuzdu.Her zaman ki gibi umutsuzdu.Yürürken düşünüyor,kimi zaman ağlıyor bir yandan da martılara bakıyordu.her zaman ki gibi aynı banka oturup yük gemilerinin geçişine bakmak istedi.Çünkü o gemiler sırtlarındaki yükü atmaya gidiyordu.Denizin efendisiydi.Önünde uzun bir ufuk çizgisi..yağmurdan rengi bozarmış bankta oturup şehrin gürültüsüne rağmen her şey den baskın olan yalnızlığın sesini dinliyordu.İnsan nasıl olabilirde bu kalabalıkta kendini yalnız hissedebilirdi ki..
-Sonra bir şey oldu ve aklına o geldi..
Onu seviyordu ama senin haberin yoktu saçlarını izliyordum uzaktan..güldüğün zaman karşıya bakardın ..kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler duvarlara kaldırımlara çarpıp geri dönüyordu büyüyerek…diyordu esinin kalbi..ama bunu itiraf edemiyordu.keriminki de farklı değildi ki..kalbi acıyordu,ağrıyordu oda seviyordu ama kendine bile itiraf edemezken nasıl söyleyebilirdi ki.. rüzgarın onun tenine değişini kıskanıyordu.saçlarını uçuruşunu deli gibi kıskanıyordu.ayağına değen taşı kıskanıyordu.seviyordu.değişik bir bağlılıktı bu. Onunla olmak istiyor bir yandan da ona bakmaya kıyamıyordu işte ama yine görmek istiyordu, seviyordu.tarif edemiyordu nasıl bir bağlılık olduğunu.o yırtık elbise,ayağında yıllanmış bir ayakkabı ve saçları iki taraftan örülü kirli bir kıza aşıktı.biliyordu o kirli görüntünün ardında tertemiz bir kalp olduğunu.yumuşacık bir kalp olduğunu..Değişik bir bağlılıktı bu.


Sahi aşk nedir ki delice bağlanmak mı? Uğruna canını bile feda mı edebilmek? Sen bakmaya kıyamazken başkalarının çiğneyip geçmesi mi? Nedir ki aşk..?

Nasılsın?

Ben mutsuzum biraz.
Eylül iyi gelmiyor artık.
Biliyorum orada bir yerdesin.
Seninle de dalga geçiyorlar, bir kuş için ağlayınca.
Biliyorum, sen de hala inanıyorsun bir gün uçabileceğine.
Sen de karpuzu çok seviyorsun biliyorum.
Yalnız hissediyorsun, kalabalıkken.
Ara sıra ölmeyi istiyorsun, bazen de deli gibi korkuyorsun ölmekten.
Babanı sevmeye çalışıyorsun.
Gecenin üçünde kalkıp kendine kızıyorsun.
Hiç görmediğin birini özlüyorsun, bunu saçma buluyorsun.
Şarkılarına çok değer veriyorsun.
Bazen bir otobüste giderken, bazı insanlara gülümsüyorsun.
Hala inanıyorsun, biliyorum.
Görünmez olduğunu düşünüyorsun bazen.
Hasta olduğunda çok ağlıyorsun.
Anneni üzünce uyuyamıyorsun.
Seni sevmediklerini ve asla sevemeyeceklerini düşünüyorsun.
Herkes gitti değil mi? Bir şekilde herkes gitti.
Bir evin var ama bir ailen yok.
Biliyorum, kalbini kırıyorlar.
Geçecek.
Bir gün bir yerde, elinden tutunca geçecek.
Biliyorum, yalnız hissediyorsun.
Orada bir yerlerde ağlıyorsun.
Saçlarını okşayınca geçecek.
Biliyorum, asla gelmeyeceğimi sanıyorsun.
Ama olacak, bir gün bir yerde sarılacağız.
Herşey yoluna girecek.
Söz veriyorum.


Fazlasıyla anlamsız bir hayat yaşayan, çevresinde kendisini seven kimse olmayan, yalnızlıktan kuruyan, mutsuzluğun ve çaresizliğin dibine vurmuş, hayattan hiçbir beklentisi kalmamış insanlar intihar etmezler.

Onlar sadece, aslında çevresindekilerin kendilerini ne kadar çok sevdiklerini anlamalarını isteyen zavallılardır. Hap içer, camdan atlar, bileklerini keser, gazı açık bırakırlar. Kafalarında hep bir ‘kurtulma ihtimali’ ve sonrasında ağlayarak kendilerine kaybetme korkusuyla sarılan sevdikleri eşliğinde. Genelde kurtulurlar da.

Arkandan ağlayan birileri olmayacaksa, intihar etmenin mantığı nedir ki? Lütfen, bunu herkes bilir. Sen ”Akılları başına gelsin” diye kendini zehirlediğinde, yaptığın tek şey aptallıktır aslında. Sevdiklerine, kendi mutsuzluklarını yükleyip, onlara hiç yoktan acı çektiren bir aptalsındır sadece.

Ölmek isteyen; mutfaktan en büyük bıçağı alır ve boğazını keser. Bu kadar.

Hiç kendi boğazını keserek intihar eden birini gördün mü? Çünkü intihar kendini cezalandırma şekli değildir.

Kendini cezalandırmak isteyen insanlar, sadece -yaşamaya devam ederler-. Kurumaya, her yeni güne ağlayarak uyanmaya, giderek kilo kaybetmeye, sevdiklerine sarılamamaya, hayallerini yaşayamamaya, belki asla çocuk sahibi olamayacak olmaya, istedikleri işlerde çalışamayıp, sevmedikleri şehirlerde, sevmedikleri insanlarla yaşamaya devam etmek zorunda olmaya katlanır, sadece nefes almaya devam ederler.


Bir kerecik gözlerine baktım mı, olay bitiyor. Sanki ciğerlerime duman, zehir değil de sen doluyorsun. Hava soğukken balkona çıktığımda elimde ucu 400 derece olan dal değil de, senin elin varmış gibi. Bilmiyorum. Hayat güzel belki. İnsanlar zevk alıyor belki. İstisna mıyım ben? Hayattan zevk almanın bir tek yolu varmış, o da senmişsin gibi. Günler bu kadar kötü değil aslında, biliyorum bunu, hissedebiliyorum ama inanmıyorum. Yapamıyorum. Güzel olması için elimden geleni yapıyorum. Sorusunu da kendime binlerce kere sordum. Neden olmuyor?
Harbiden niye ki? Hadi olsun artık. Günler sensiz de güzel olmalı.

Gözlerimi kör eden güneş değil. Bakışların, sevemeyişlerin.
Beni derine iten, dibe çeken yerçekimi değil. Ellerin.
Mutlu musun böyle sevgilim? Sana hala sevgili deyişlerim.
Ama derler ya, 'İyiki 'sen' diye bir gerçek var.' Artık hayalim değilsin.
Her şeyin başında, hayatımın başında. Gerçek değildin, hayalimdin. Rüyamdın.
Bir süre sonra, gerçekleştin. Mutlu görünüyordun, mutlu görünmek için kendini zorluyordun.
İşe yaradı mı sevgilim? Artık zamansın.
Harcadığım, uğruna öldüğüm zamanımsın. Sen yokken, saniyeler dakika, dakikalar saat, saatler gün sanki.
Klişe laflar döküyorum sevgilim. Beni ne hallere getirdin. Gidiyorum. Kabusuma geri dönüyorum, merak etme.
Kabusumun içinde meleğe geri dönüyorum sevgilim. Sana geliyorum sevgilim.

Unutur mu?

Bedenin yoktu aslında. Sende yoktun. Hayatımda değildin, birden geldin. Kokunu almamıştım, sesini duymamıştım. Sana sarılamamıştım. Uzaktın bana. Senden, senin ruhundan bir iz yoktu üstümde. Bir resim, bir rüya, senin olduğun bir hayal, her şeyi değiştirdi. Zevklerimi değiştirdi. Şarkılarımı benden aldı, yerine seni koydu. Hayatımı benden aldı, yerine gözlerini koydu.
Mutluyduk sevgilim.
Bitti. Üzüldük.. Hayır. Ben üzüldüm, senin hayatındaki önemsiz bir yermişim meğer. Zamanını değiştirememişim, kendimi sana aşık ettirememişim. Amacım bu değildi çünkü. Aşk için çok şey gerek, ama bunlardan biri yeterliydi bize sevgilim. Senin amacın kendine aşık ettirip kendini bana kaybettirmekmiş. Kaderim seni kaybetmekmiş. Hikayem hayatının anlamını yitirmekten ibaretmiş. Şimdi cevapla.
Bu kalp seni unutur mu?

-Naber? (Ben senden sıkılıp seni terkettikten sonra hayat olabildiği kadar iğrenç mi yoksa içine etmemi ister misin daha?)

+Iyiyim sen? (İçine edebileceğin kadar ettin zaten. Benden ne bekliyordun ki?Sevdim. Sevmeni istedim, o kadar.)

-Iyi, napıyorsun? (Sevemezdim. Ben eskinim, unuttun mu? Hayat sana şuan güzel olmalı. Seni yıpratan insandan kurtuldun.)

+Hiç, sen? (Senin beni yıpratmana aşık olmuştum zaten. Aptalsın, bunu anlayamadın. Beni yıpratmanı bile seviyordum. İstiyordum. Senden kurtulmayı, beni iyileştirmek yerine tam tersini yapmanı bile farklı görüyordum. Sen aşktın.)

-Hiç. Hayat nasıl gidiyor? (Aptal değilim. Beni sevdiğini biliyordum. Bu kadar acıyı çekmeni sağlayan da bendim zaten. Olmamalıydım, hata senin aslında. Bana bağlanmasaydın, senin için acı ama normalde gayet tatlı hatıralar senin için acı olmazdı. Sensin aptal.)

+Öyle işte, sıkıcı. Senin? (Bağlanmak suç değildir. Aşıktım sadece. Sende aşıktın, ama bağlanamadın. Seninki gerçek aşk değildi demekki. Gerçekten aşık olsaydın bağlanırdın.)

-Benimde aynen öyle. Neyse gitmem gerekiyor. Hoşçakal. (Gerçek aşk muhabbetine girme şimdi. Alakasız, aptalca. Sıkıldım konuşmaktan. Senden ve seninle konuşmaktan daha önemli işlerim var. Hoşçakal.

+Tamam, görüşürüz. (O muhabbete girmeyeyim, ha? Anladım. Sen kendi çapında aşk yaşamışsın. Aşk dediğin şeyi sevişmek sanmışsın, aptal. Sevmeseydim seninle sevişmezdim. Senin kadar duygusuz değilim. Ne kadar sana küfür etsem de, arkandan ağlamamak için kendime söz versem de seni seviyorum. Hala aşığım. Ayrıca sen, konuşmaktan sıkılmadın. Benimle konuşmaktan sıkılmadın, asla sıkılmazdın. Benden önemli olan şeyleri biliyorum. Diğer kızlar mesela. Onlarda aptal işler peşinde. O salak kızlarla birbirinizi ‘aşığız’ diye avutuyorsunuz, sevişiyorsunuz.

Oysa benim için seninle aynı öneme sahip olan tek şey şimdi sigaram..


Yoktum, yokum

Ben yoktum; hatta ben yokum, olmadım diyemeyecek bir yerdeydim; kelimeler bile yanyana gelerek beni tanımlamak istemezlerdi. Ne olurdu benim de kelimelerim olsaydı; bana ait bir cümle, bir düsünce olsaydı. Binlerce yıldır söylenen milyonlarca sözden hiç olmazsa biri, beni içine alsaydı! Çok insan için söylendi ama, sana da uygulanabilir denilseydi. (Bu sözleri başkalarıyla paylaşmaya razıydım. Başka çarem yoktu.) Kendime gerçekten acıyabilseydim, gerçekten ümitsiz olsaydım. (Olumlu durumları aklıma getirmeye cesaretim yoktu.) Sonra yavaş yavaş, adım adım doğrulurdum.

Yaşayamadıklarınızın.

Bazen hayatta herşey yolunda giderken bir burukluk olur içinizde. Neden olduğunu bilirsiniz ama itiraf edemezsiniz. Üstünü örttüğünüz ya da geride bıraktığınızı sandığınız bir şeyin yokluğudur belki. Belki de sahip olamadıklarınızın, yaşayamadıklarınızın.

Kavga edelim istiyorum dışarda bağıralım çağıralım, sonra tam ben arkamı dönüp gidecekken kolumdan sıkıca tutup çek kendine. Öp, sarıl bana. “Sen benimsin nereye gidiyosun aptal?” de susayım. Özür dilercesine bakıyım sana ama sen beni çoktan affetmiş ol. Öyle bi aşkımız olsun ki kavga ederken bile insanlar kıskansın bizi. Öyle sevelim ki birbirimizi herkes aşkın anlamını bizde bulsun. Bi mesajınla havalara uçur beni, atmadığında dayanamayıp triplere gireyim. Ama ne olursa olsun hiç bi tartışmada, kavgada asla ‘bitti’ kelimesi geçmesin. Hadi yazdık sinirle oldu diyelim özür dileyelim ama sakın başkasının olma.

Razıyım, uzaktan sevsin.

Olsun olmasın yanımda ne farkeder

Sevsin gerisi vız gelir

Her gün yeniden başlamak yok mu ya

Bu bana ayrılıktan da zor gelir

Yeter ki bırakıp da temelli gitmesin

Yeter ki kötü sözle incitmesin

Yeter ki söz verip bekletmesin

Razıyım razıyım ben uzaktan sevsin

Gelsin gelmesin yanıma ne farkeder

Sevsin gerisi vız gelir

Her gün boşuna beklemek yok mu ya

Bu bana ayrılıktan da zor gelir

Yeter ki bırakıp da temelli gitmesin

Yeter ki kötü sözle incitmesin

Yeter ki söz verip bekletmesin

Razıyım razıyım ben uzaktan sevsin


Sıkıca ve yürekten.

Saat gecenin bir yarısı. Belki de burukluk değil benimkisi, sadece sade bir sitem. Bir insanın sürekli mi canı sıkılır. Bir tarafa atılmış gibi hisseder yüreğini. Bir boşluktur doldurulmaz. Yerine koymak istersin farkında olmadan kimilerini, koyamazsın. Sarılmak istersin belki de ona hiç sarılmadığın kadar sıkıca ve yürekten.

Bekledim.Gidip gelip baktım o telefonun anlamsız ekranına.Bekledim aramanı her dakika belkiler geçti aklımdan, her saniye keşke dedim kimse duymadan.Korktum anlatmaya, hala seni sevdiğimi, hala sana deliler gibi aşık olduğumu anlamalarından korktum.İnsanların o lanet olasıca yüzlerinden sakladım gözlerimi.
Evet artık korkarak seviyorum seni ve bekliyorum.Beklediğim günleri biriktiriyorum.Her sabah uyandığım yeni güne senin adını veriyorum.Gidişine yüklüyorum bütün mutsuzluklarımı.Her gün karşılaşıyorum pişmanlığımla.Allah kahretsin neyi sevdim ben sende diyorum.Her seferinde bir cevap bulamamaktan nefret ediyorum.

'Özel'likle seni istiyorum.

Özel biri değilsin. Sadece adını duyunca en salakça esprilere bile gülüyorum, ne dediğimi bilmiyorum, gereksiz yere tebessüm ediyorum.

Sadece yerin ayrı.

Tekrar söylüyorum özel değilsin.

Ama adını duymak bile kendimi iyi hissetmeme yeter de artar bile.

Özel değilsin, sadece ismini duymak mutluluk veriyor.

Seni düşünerek uyuyorum ben her gece.

Özel değilsin, ama düşünülmeye değersin.

Seni düşünerek uyanıyorum her sabah.

Özel olduğunu sanma sakın ! Aklımdan çıkmıyorsun o kadar.

Canım ellerini tutmak istiyor bazen ama ellerim üşüdüğünden, yoksa özel falan değilsin benim için.

Saçlarınla oynamak istiyorum ama özel olduğundan değil.

Saçlarını özlediğim için.

Sarılalım istiyorum.

Özel olduğunu falan sanma. Sadece sensiz üşüyorum o kadar.

Göğsümde yatarken uyuyakalmanı istiyorum. Ama kalbimin neden bu kadar hızlı attığını sorarsın diye korkuyorum.

Neden biliyor musun ? Çünkü sensiz yapamıyorum, çünkü özelsin. Özel olduğunu falan san! Ben aslında düpedüz ve ‘özel’likle seni istiyorum.


O biliyor mu? Kalbim kırıldığında nasılda gülümseyen sevecen yüzümün kaybolduğunu canavara dönüştüğümü adeta. Beni üzdüğünde ailemle aramın nasıl rezil rüsva olduğunu.Bunu istemeden herkese ve herşeye yansıttığımı.Kendisinin umursamazca,düşünmeden söylediği tek kelimenin nasılda herşeye sıçabilme yeteneği olduğunu. Biliyor mu?

ah bir aşk gibi.

kumral bir çocuğun
yaz öyküsü bu
şarkılarla geçtim aranızdan
yalnızlar gibi susup uzun uzun
terk ediyorum seni
ah bir aşk gibi

Mesela o.

Bazı insanlar vardır hayatında, mesela o. Herkesten farklı bir yere koymuşsundur onu, çok başkadır senin için. Hep özeldir, en anlamlısı o’dur hayatında.Kıskanırsın, başkalarıyla paylaşmak istemezsin. Çünkü sadece senindir o, en çok sen seviyorsundur onu. Sahiplenirsin istemeden. Bir yandan da kaybetmekten,hayatının başrolündeyken zamanla bir dekora dönüşmesinden korkarsın.Bir sabah uyandığında aklına gelen ilk şeyin, o olmamasından korkarsın. Hiçbir zaman tam anlamıyla kurtulamazsın bu kaybetme korkusundan. Hep içinde bir yerlerdedir.

Zaman geçtikçe daha da bağlanırsın ona. Hep onunla olmak istersin, onunla zaman geçirmek. En güzel sarılmak o’na sarılmak, en güzel dokunmak o’na dokunmak olur birden.

Yaptığın her şeyde birazcık o vardır. Okuduğun kitaplarda, dinlediğin müziklerde, gördüğün resimlerde, çektiğin fotoğraflarda. Hayatının her yerinde ondan bir parça, asla yok olmayan. Onu ararsın, her şeyde onu bulmak istersin. Hayatın o olmuştur, farkında değilsindir. Kendini bi’ kenara bırakıp sadece onunla yaşıyorsundur aslında.

Ama bir gün, hayatından bir parça olmaktan çıkıp hayatın olmuş olan o adam, gider. Seni de götürür yanında. Ruhun kalır geride. Yaşıyormuş gibi yapan aslında yaşamayan sen, bir de o hiç dolmayan boşluğu kalır geride.O boşluğu doldurmaktan korkarsın, birilerini o yapmaktan, onun yerine koymaktan korkarsın. Zamanla geçer, unutursun derler; aslında geçen tek şey zaman, unutulan tek şeyse kokusu olur. Her geçen gün daha çok özlersin. Hem sevip hem özlersin.

Ağlarsın, çok ağlarsın. Gözyaşlarının onu geri getirmeyeceğini bilsen de çok ağlarsın. Aklında hep o, onunla yaşadıklarınız..

Bir zaman sonra anlarsın, artık geri gelmeyeceğini. Kabullenirsin. Onu unutamamış olsan da yokluğuna alışırsın.

Sadece alışırsın.


Son olarak, seni seviyorum.

Biliyordum, bir gün olucağını biliyordum. Hayallerimin gerçekleşeceğini, gözlerinin gözlerime değeceğini ve o an bakışlarının içimi eriteceğini biliyordum. Genelde pek mutlu değilimdir. Daha doğrusu dışı gülüp içi fırtınayla baş etmeye çalışanlardanımdır. Ama sesini duyduğum andan beri gülüyor yüzüm. Hiç bi'şey bozamıyor seninle gelen mutluluğumu. Hayatıma hoşgeldin melek. Hoşgeldin yıkık dökük kalbime. Al şimdi o kalp senin. Doktoru ol onun nefesinle yaşat ama öldürme. Bu sefer gerçekten bambaşka bittim dediğim anda geldin. İyiki geldin. Ve son olarak seni çok seviyorum “kalbim”

İnsan bazen her şeyden öyle bıkar ki hayattan soğurken bulur kendini. Her şeyin onu boğduğunu düşünür. Hissettikleri, düşünceleri, hüzünleri ağır gelir adeta. Sessiz çığlıklar birikir yüreğinde. Haykırmaya cesaret edemez sadece. Susar ve her gün binlerce kez ölmeye devam eder..

Onlara ihtiyacım yoktu.

Ve aniden, sevdiğimi sandığım veya tanımaya çalıştığım, yanlarında olmaya çalıştığım insanların hepsinden nefret ettim. Sahte kelimeler daha önce dikkatimi çekmediği kadar çekti bir anda. O küçücük anda herkesin farklı olma çabasıyla birbirine daha da çok benzediğini fark ettim. O anda başka biri olmaya çalışmayıda bıraktım. Ne kelimelerimi değişik kullanıcaktım artık, ne de fikirlerimi değişik ifade edecektim. Onlar kimdi ki benden daha üstündüler? Bir anda şöyle bir yukarıdan bakmayı denedim o insalara. Herbiri birbirinden daha değersizdi. Onların bir çoğunu kıskanmayı bir anda bırakmıştım. Beğenilecek fikirleri yoktu, boş insanlardı ve içlerine bakmaya çalışmak bile boşa geçirilmiş zaman kaybıydı. Sadece tek bir anda oldu ve bitti herşey. Tek bir saniyede omuzumdan yükler kalktı sanki. Genç ve özgür olduğumu hatırladım bir anda. Onlara da ihtiyacım yoktu. Sevdiğim dört beş kişi kalmış şurasında. Geri kalanından nefret ediyorda değilim, her insan sevilmeyi hak eder. Her insan öğrenecek çok şeyiniz vardır, ne kadar boş olurlarsa olsunlar. Ama artık arkadaşım olmak istemeyenin yanına gitmeye çalışmayı bırakıyorum. Bu sadece arkadaşlıkla ilgili birşey.


Hata sende değildi. Gitmene izin vermemeliydim.

Bir kaç kez gitmeye teşebbüs ettiğinde kapıları kilitlemeliydim. Anahtarları kanalizasyona atmalıydım. Bütün otobüs firmaları iptal etmeliydi seferlerini. Uçak biletleri tükenmeliydi.

Hayır.

Ben gitmene asla izin vermemeliydim.


Tek tek anlattım.

Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.

Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?

Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.

Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.

Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.

Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başı içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.

Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.

”Yine zamansız yağmurlar” dedim, “Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları” dedim, “Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?” dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum da.

Neler yazmışım diye merakımdan.

Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum. Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.


Rüyalar.

- Ölüyordum.
+ Neden?
- Rüyalar.. Ağrı kesici..
+ Tahmin edebiliyorum.
- Yalancısın bir nevi. Hani yaralara tuz basardı düşler? Ben sevinmeyi istemiyorum ki.
+ On dakikaya oradayım. Anlatacağım.

Onsuz yaşamayı düşünemediğin birisine, nasıl veda edebilirsin? Hoşçakal demedim.
Hiçbir şey demedim. Sadece yürüyüp gittim. O gecenin sonunda, karşıdan karşıya geçmek için en uzun yolu seçtim.

My Blueberry Nights






Gözlerin ve sözlerin.

Hani an olur tepkisizleşirsin. Gözlerin ve sözlerin düşer. Vücudun sana ağır gelir. Görmek ve duymak istediğin her şey onunla ilgili olur.
Dokunmak istersin. Sıcaklığını hissedebilmek. Bir kez, sadece bir kez sarılmak istersin. İstersin de yapamazsın. Yakınındadır oysa, bir o kadar da uzaktır sana.
Kokusu gelir uzaktan. Gözbebeklerin büyür, kalbini ağzında taşırsın, ciğerlerin hızlı nefes alıp vermekten patlayacak gibi olur. Gülümsemesi ömrüne ömür katar. Herkes, etrafınızdaki her şey anlamsızlaşır. Kelimeler delinir. Renkler boşluğa düşer. Dudaklarını kıpırdatıpta konuşamazsın. Gözleri mühürdür dudaklarına, kaçsan kokusu sarar kollarından. Söylediği her kelime gel der sana. Ağzı başka söyler oysa.

Hani an olurda kabarır ya aşkın. Sıkı sıkı sarılmak istersin. Kokusunu içine çekmek. O yanında olmaz ya, ölürsün…


Affet

Acılarımı sakla, acılar masal olsun, anlat
Çiçeklere su ver, çiçekler güzel olsun, kokla
Çocuklara şiir yaz, içinde umut olsun, unutma
Saçlarını okşa, ilk baharda, benden sonra
Benden sonra, her gece kalbine söyle, unutma

Yarın çok geç, bu gece ölmeliyim
Sağır bir kurşun gibi ağır ağır düşmeliyim
O kırık kalbine son kez dokunup ellerine
Kayan bir yıldız gibi gökyüzünde sönmeliyim

Oysa renkler, ne güzeldir
Görmek bir bahar çiçeğini, bir bahar dalında öpmek
Oysa rüzgar, ne güzeldir,
Ne güzeldir, uçmak gökyüzünde
Gözlerin kapalı bulutların üstüne çıkmak
Oysa kalpler ne güzeldir, ne güzeldir sevmek
Bir kış sabahında, bir kar tanesi gibi bembeyaz



Beni affet, anne..
Beni affet, anne..
Affet, anne..

Cem Adrian


Kimseyi kandırmadım. Ama insanların kendilerini kandırmalarına izin verdim. Hiç biri benim kim ya da ne olduğumla ilgilenmedi. Bunun yerine benim için bir karakter yaratmayı tercih ettiler. Onlarla elbette tartışmayacaktım. Çünkü nasılsa olmadığım birine aşıklardı.
Yayın yok.
Yayın yok.